
Sonbahar, her zaman huzunludur. Icin cossa da huzundur. Doga yesilini kaybeder, hava sicagini kaybeder, gunler gunesini kaybeder yani, bitki cicegini kaybeder. Az sey mi? Huzunlenmemek elde mi?
Sonbahar, ozlemi deprestirir. Yureginin en derininde, yillardir gormedigin bir yuz icin, yillardir gitmedigin bir yer icin, yillardir dinlemedigin bir sarki icin, ve buna benzer anlam veremeyecegin "ansiz" bir cok sey icin ozlem deprestirir.
Kalin giysilerini cikarirken dolaptan, yuregini sicak tutmanin yollarini ararsin her zamankinden cok. Hem seversin sonbaharin tum kahvelerini, hem melankolik bakislar yerlesir gozlerine.
Birdenbire issizlasir hava kararinca yollar. Sert bir ruzgarla carpan kapilar, ansizin siyirir seni derin dusuncelerinden. Sahip oldugun dort duvara ve sicak yataga en cok sukretmeye basladigin zamandir simdi. Geceler daha uzun, icsesler daha acimasizdir belki.
Yine de renklerini yasamak lazim sonbaharin. Agirbasli tum kahverengileri ile gozleri doyurmak lazim. Ucari ve coskun yuregi, ara sira dinginlestirmek lazim. Yurekleri, sonbahara teslim etmek lazim.
Ve belki de rahmetli Yildirim Gurses'e soz vermek lazim bir kez daha:
Düşen bir yaprak görürsen,
Beni hatırla demiştin.
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim
Her sonbahar gelişinde
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma
Rüzgarla düşen yaprakta
Daima senin hayalin
Yine bir sonbaharda
Döneceksin sen bana
Her sonbahar gelişinde
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma










